• Altay

'El alem' Hapishanesi.




Kim bu El âlem?


Öncelikle doğru yazımını ‘elalem’ olarak biliyordum fakat kontrol ettim ve doğrusu ‘el alem’ şeklinde.


Hayatımız boyunca peşimizi bırakmayan ve hatta etkisinde kaldığımız bir örgüt var.


Her şeye karışırlar.


Nereye gidilir, nereye gidilmez o karar verir.


Hatta nereye ne zaman gidileceğine dahi karar verir. (O saatte orada ne işi varmış…)


Büyük bir hevesle kıyafet bakıyorsun kendine ve güzel bir elbise buluyorsun kendine. Üzerinde deniyorsun ve çok güzel oldu!


Ama çıkıyorsun kabinden ve elbiseyi yerine bırakıyorsun. (Bu arada lütfen mağazalarda bir ürünü deneyince eğer satın almayacaksan aldığın yere bırak, bu sana bir şey kaybettirmez güven bana :D )


Neden bıraktın elbiseyi pahalı mı geldi? Hayır bunun için bütçe ayırdın zaten.


Üzerine mi tam olmadı diyeceğim ama daha yeni çok güzel görünüyordun.


O zaman sorun ne?



Ah tabii ya!


‘Bunu giyersem insanlar hakkımda ne düşünür’


‘Etek kısmı biraz açık ya laf ederlerse’


‘Anne babam ne der bana’


İşte başladı bizim el alem örgütü çalışmaya.


Ama çok beğendin ve çok güzel oldu alsana ya hu!


Ama yok illaki o içindeki sesi dinleyeceksin sen. Bravo sana cidden çünkü o elbisenin aynısını bir daha bulamayacaksın.


Çıktın mağazadan ve ne oldu hani kimse seni o elbiseyi almadın diye alkışlamıyor.


Nerede bu el alem nerede. Hey çıksanıza beni tebrik edin sizi düşünerek almadım o elbiseyi….



Lütfen bunu yapma kendine.


İnsan, doğası gereği nefsinin okşanmasını ister, pohpohlanmayı sever.


Eleştirilerden çekinir, korkar.


Bu eleştiriler yaygın hale getirilirse, psikolojik anlamda yıkım yaşar.


Sonrasında çöküş ve stres.


Zengin mahallesine bir bakın!


Gücü aşan düğün nişan masrafları…


Pahalı marka kıyafet ya da eşya alımları…


Lüks araba tutkunluğu…


Sevmediği halde davet etmek zorunda olduğu kişiler…


Hep “el alem ne der” çılgınlığıdır.


Daha da ileri gidilir, evliliklerde bile ona sorulur.


Beton duvar gibi!



Yeni evlenen bir çifte bir süre sonra, “kızım niye çocuk yapmıyorsunuz?


“El alem ne der.”


Sözünü büyüklerden duymaz mıyız?


Anne ve babalar; evladının işlediği günahtan değil, çevrenin tepkisinden korkar.


“El aleme beni rezil ettin.”


“El alem” diye bir put yaratılmış…


Herkes ondan korkuyor.


Tir tir titriyor.


Kim kuruyor, örgütlüyor, büyütüyor bu örgütü?


Sen, ben, biz, onlar…




Hepimizin en az bir kere duyduğu veya okuduğu o hikâyeyi hatırlatmak isterim...


Nasrettin hoca bir gün köyden şehre eşekle gitmektedir.

Eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp gülüyor.

“Baksanıza genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor bu olacak iş mi?” diyorlar.

Bunun üzerine Nasrettin Hoca oğlunu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri;

“Yuh olsun be, bacak kadar oğlan yürüyor, kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır” diyor.

Bunun üzerine Nasrettin Hoca eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar.

Biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri;

“Bunlarda da akıl var mı, insanlar eşeği yanlarına ne için almışlar acaba? Koca iki adam yürüyor eşek boşta anlamadım gitti” der.

Bunun üzerine Nasrettin Hoca oğluyla beraber eşeğe biner, az zaman geçtikten sonra yan kahvehanelerden birinden şu ses yükselmiş;

“Şu zalimlere bakın zavallı hayvana iki kişi biner mi? bunlar ne biçim insan…”

Ve bunun üzerine Nasrettin Hoca bir la havle çekip;

“Oğlum gördün mü insanların ağzı torba değil ki bağlayasın, herkes istediğini söyler biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım.”


Bu konuda diyeceğim o kadar çok şey var ki bunun hakkında kitap dahi çıkarabilirim. Ama sizi sıkmamak için kısa keseceğim.


Bu el alem cinsiyet ayırmıyor ama bizim Türk toplumunda özellikle kadınlar bu baskıyı daha çok derinden hissediyor. Hayatının her alanında bunu hissediyor ve buna dur demek istiyor. Peki karşı koyunca ne oluyor? Şiddet görüyor sevgili dostum ve olmadık şekillerde yaftalanmaktadırlar. Şiddet gören kadın sırf toplum baskısı nedeniyle bu eziyete katlanıyor. Çünkü bizim toplumumuz kocasından ayrılmış kadına farklı bakıyor.


Daha sonra ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Ya kadının cesedini varilin içinde buluyoruz ya da eşi tarafından balkondan atılmasına şahit oluyoruz.


O el alem bu sefer kadının tarafındaymış gibi hareket ediyor. Sosyal medyada küfürler yağdırıyor :D


Teşekkürler bayağı işe yaradınız cidden :D


Ama biz buna göz yummaya devam edelim !!!


İstediğimiz mesleğe gitmeyelim sırtımızı devlete yaslayalım!


Hatta alkole laf edip gizlice alkol içen dindarları görmeyelim.


Borca girip Maldivlere balayına gidelim ne de olsa el alem o borcu öder biz keyfimize bakalım.



Sevgili okurum bu hayat senin başka kimse buna karışamaz.


Önemli olan kendin olabilmektir.


Kendi istek ve ihtiyaçlarının ne olduğunu belirleyememiş bir insan…


Mutsuzdur.


Ve aslında kendi hapishanesini kendisi inşa eder.


“Çevre ile barışık olalım”, “Kimse hakkımızda konuşmasın.”, “kimse tepki göstermesin…” vs.


Yok, böyle bir dünya…


Bunların hepsi, hesap vermekten kaçmaktır.


İyi insan olmaktan ziyade, iyi insan görünmek…


Beklentilere göre yaşamaktır.


El ne derse desin, sen ne dersin ona bak.


Ve lütfen dönüp o elbiseyi satın al, güzel bir şapkayla mükemmel görüneceksin. (Aslında bunlara ihtiyacın yok zaten mükemmelsin.)


Her zaman olduğu gibi gülümsemeyi unutma.


Tekrar görüşmek dileğiyle.


İyi ki varsın!


Sevgiler.

41 görüntüleme

Freud'un Dükkanı

Abonelik Formu

  • Twitter
  • Instagram

©2020, Freud'un Dükkanı tarafından Wix.com ile kurulmuştur.