• Altay

Her İnsan ''Dionysos'tur''


Uzun bir aradan sonra tekrardan merhabalar sevgili Freud’un Dükkânı okuyucum. Çok uzatmadan seni bu harika konu ile baş başa bırakıyorum.



Başlıktan da anlaşıldığı üzere bugün ‘’Şarap Tanrısı Dionysos’’ üzerine konuşacağız. Dionysos’un doğumu ve sonrası yaşadığı sorunlardan, kıskanç Hera’dan bahsedeceğiz.


Mitolojiye aşina olanlar mutlaka biliyordur fakat tekrar etmekte fayda var. Zeus yani namı değer Çapkın Zeus 12 Yunan tanrısından en kuvvetli olanıdır ve Dionysos, Zeus’un Thebai prensesi Semele ile birlikteliği sonucu olan oğludur. Olympos'a en son kabul edilmiş ve annesi bir ölümlü olan yegâne Olympos'lu tanrıdır. Roma mitolojisinde ‘’Bacchus’’ olarak bilinir. Yunan mitolojisinde şarap, bağcılık, haz, cümbüş ve coşkunluk tanrısıdır. Şarabın sadece sarhoş ediciliğini değil, sosyal ve faydalı etkilerini de temsil eder. Medeniyetin destekçisi ve barış aşığıdır.


Semele, Zeus´un âşık olduğu kadınların en talihsiz olanıdır. Talihsiz olmasının sebebi ise Zeus´un belalı karısı kıskanç Hera´dır ve bu kaçamak ilişkiyi öğrenince kıskançlıktan deliye döner. (Tanrıça bile olsan kıskanıyorsun tabi :D). Semele’den intikam almak isteyen Hera, kendisini tanımayan Semele’ye kimliğini açıklamadan yaklaşır ve onun dadısı kılığına girer ve ona der ki: Sen koynuna girenin Zeus olduğundan emin misin? Nice düzenbaz erkekler göz koydukları masum genç kızları tanrı adını kullanarak kandırıyorlar. Eğer karnındaki bebek Zeus´un ise kanıtlasın göstersin şimşeklerini. Git ve Zeus´a seni gök tanrısı olarak görmek istiyorum diye söyle, der .


Semele bunun üzerine bu isteğini Zeus´a söyler. Zeus, önce çok şaşırır ve bu isteğine karşı gelir. Ancak Semele her isteğini yerine getireceğine dair Zeus´un ettiği yemini ona hatırlatınca Zeus bu isteğe daha fazla karşı koyamaz. Bunun üzerine Zeus yıldırım ve şimşekleriyle görünür ve Zeus´un yakıcı ısısı ölümlü Semele´nin acı sonu olur. Zeus bu sırada mucizevi olarak orada biten sık yapraklı bir sarmaşığın yanmaktan koruduğu Dionysos'u kurtarır ve anne karnındaymış gibi besler doğuma hazırlar.


Doğumundan sonra Dionysos, Kıskanç Hera’nın gazabına uğrar. Kuretalar’a (Roma'da Ana tanrıça Rhea'nın rahipleri.) rüşvet vererek çocuk Dionysos’a eğlenmesi için oyuncaklar verilir. Akıllıca yapılmış bir ayna çocuğu çalılığın içine çeker. Hera’nın emri üzerine Titanlar onu kaçırarak parçalara böler ve bir kazanda pişirirler. Ancak Rhea torununa acır ve Athena’nın (zekâ, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası.) yardımını alarak Dionysos’u kurtarır. Bu kurtuluşun ardından parçaları birleştirilen Dionysos yeniden doğar. Ve zaten ismi ‘’iki kere doğan’’ anlamına gelir.


Çocuk Dionysos’u Hera’dan saklamak için onu kız kılığında giydiririp Semele’nin kız kardeşi Ino’ya gönderirler. Bunu fark eden Hera çok sinirlenir. Ino’yu tanrıça özellikleriyle delirtir ve oğlunu kaynar suya atıp öldürür. Ardından kendi kocasını (Athamas) bir geyik zannederek vurur. Zeus ise Dionysos'u kıskanç Hera'nın elinden zor kurtarır ve onu bir keçiye dönüştürerek Nysa dağındaki nemflerin arasına yollar. Genç tanrı burada şarabı icat etti. Ardından ise dünyayı dolaşmaya başladı. Hemen hemen dünyanın her yerine gidip şarap götürdü. Birçok zorluk yaşadı, esir alındı. Bir efsaneye göre esir alındığı bir gemide aslana dönüşerek gemi kaptanına saldırdı. Gemiyi ise asmalarla kapladı.



Tiyatro, Dionysos sayesinde ortaya çıktı. Dionysos adına düzenlenen bağ bozumu şenliklerinde tiyatronun temeli atıldı. Bu şenliklerde bir koro bulunmaktaydı; daha sonraları koronun önüne bir oyuncu, daha sonra ikinci bir oyuncu geçti, böylece tiyatronun temelleri atılmış oldu.


Dionysos, sembolü olan asma ağacı gibi ölüp yeniden doğar, haz ve acı arasında iki uçta gider gelir. Bu yüzden psikiyatride manik depresif onun duygu durumunu temsil eder. (Manik Depresif Psikoz olgusunu psikanaliz çerçevesinde değerlendiren ilk kişi, Freud’un öğrencisi Abraham olmuştur.)





Benim tabirimle ‘’Her İnsan Dionysos’tur.’’ Bizlerde her gün acılar yaşıyoruz, zorlukların üstesinden gelmeye çalışıp yıkılıyoruz. Ama her gün yeniden doğmayı başarıyoruz. Hazların ve acıların arasında bir yaşam sürme çabasıyla zamanımızı geçiriyoruz. Pes etmek gibi bir lüksümüz asla yok. Batıyor muyuz? Evet. Fakat kuyunun dibini görmeden gökyüzündeki güneşin ihtişamına tanıklık edemeyiz değil mi?


Bana hak verdiğini biliyorum ama ‘’elimden bir şey gelmiyor.’’ dediğini de duyuyorum. Hayatta sorunlar daima olacak sevgili dostum. Bu bitecek yarın başkası başlayacak. Acıyı kabullenmek çözümün ilk aşamasıdır.


Kendine haksızlık etme sen harikasın ve bütün sorunlara karşı gelecek gücün sen henüz keşfetmesen dahi var. Hadi kalk bugünden başla bu keşfe…



Son söz olarak şairin de dediği gibi bir tek “sarhoş olun!” demek yakışır.

Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, “saat kaç?” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.”


Yarın tekrar doğmayı unutma!!


‘’Öneri Şarkı – Oh Wonder/All We Do’’


Her zaman olduğu gibi.


Tekrar görüşene dek.


Kendine iyi bak.


İyi ki varsın!


Sevgiler.


Altay..

206 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör