• Mert

Sınırları Aştıran Duygu; Batı Resimlerinde Aşk

Sözlerime Celal Sadık'ın giriş cümleleri ile başlıyorum. Aşk, hayat demektir. Baharın gelmesi, yeşilin güçlenmesi, sarının ışıldaması, mavinin açılması, turuncunun ısıtması, dünyanın renklenmesi demektir. Hepimiz içimizdeki gücü onunla tanır sınırlarımızı onunla aşarız. Kadına, erkeğe, hayvana, sanata, doğaya ve Tanrı’ya adayabiliriz kendimizi bu duygu ile.


Bu duygu ile içimizde sıkışıp kalmış ne varsa Edvard Munch gibi dışa-vurabilir yüklerimizden kurtulup özgürleşebiliriz. Van Gogh kadar tutkulu, Caravaggio kadar cesur, Dali kadar yaratıcı hissedebiliriz. Leonardo kadar meraklı, Michelangelo kadar iradeli, Rafello kadar heyecanlı, Frans Hals figürleri kadar mutlu, Edmund Blair Leighton’ınkiler kadar romantik, Rene Magritte kadar şaşırtıcı, Jean Honore Fragonard kadar sürprizlerle dolu olabiliriz.


Aşk kişiye, canlıya, varlığa yahut tamamen duygusuz birine karşı hissedilebilen Mutlu bir başlangıçtır. Kimileri için kavuşulamaz bir duygu kimileri için hayatın ta kendisi. Buna siz ve kalbiniz karar versin hadi biz biraz özellikle batı sanatındaki aşkı konu alan resimlere bakalım.


Arnolfini'nin Evlenmesi – Jan Van EYCK (1434)


Sanat Tarihinin belki de en bilindik izdivacı olan Arnolfini'nin Evlenmesi...


Esere saatlerce baksak dahi yine de göremediğimiz çok küçük ama muazzam detaylar var. Ana iki figür olarak gördüğümüz insanlar ise İtalyan bir tüccar olan Giovanni Arnolfini ve yanındaki kadın ise eşi Giovanna Arnolfinidir. Erkek figür pencerenin hemen yanına konumlandırılmış bu erkeğin dışarıdaki hayat ile bağlantısını sembolize ederken kadın mekanın ortasına ve yatağa yakın konumlandırılması da kadının evine bağlılığını sembolize etmektedir. Giyim tarzları ve mekanda bulunan eşyalara bakacak olursak bu karakterlerin soylu olduğunu anlayabiliriz. Ufacık aralanmış pencereden dışarıya doğru bakarsak da yaz ya da ilkbahar ayları olduğunu anlamamız çok güç değil, sıcak aylarda bu kadar kalın kıyafetler de zenginliğin ve gösteriş merakının bir parçası diyebiliriz. Yukarıdaki gösterişli avizeye baktığımız zaman yanan bir mum görebiliyoruz, bazı sanat tarihçilerine göre yanan tek mum Tanrı’nın varlığını ve onun her şeyi gördüğüne işaret eder, aşağı tarafa baktığımızda da karakterlerin takunyalarını çıkardığını görmekteyiz hepimiz biliriz ki kutsal yerlere girerken ayakkabılar çıkarılır. Bu da Tanrının o evi ve çifti kutsadığına işaret olabilir.

Musa'nın ikinci kitabı olan ve Büyük Göçü anlatan bölüme gönderme olduğu üzerinde durulmakta.

Bahsi geçen bölümde şu satırlar yazılı;


“Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır.”

Bu satırlar bize bulunulan mekanın kutsal olduğunu söylüyor.


Hemen önde duran tatlı köpek ise ilişkideki sadakati temsil etmektedir. Dediğim gibi eserde o kadar fazla güzel detay var ki bak bak bitmiyor, biraz da arkadaki duruma göz atalım.



Arka kısımdaki ufak ama muazzam detaylar ile işlenmiş aynanın etrafı 10 farklı küçük madalyon ile süslenmiş, biraz detaya indiğimiz zaman görüyoruz ki her bir madalyonun içinde İsa'nın hayatından sahneler tasvir edilmiş. Aynanın hemen yanında asılı duran tesbih ise sabır ve duayı temsil ederken sağ yana asılmış süpürge de manevi bir dışa-vurumdur, günahların ve kötülüklerin temizlenmesini betimler. Süpürgenin hemen yanında duran küçük heykelcik ise hamile kadınların koruyucu azizesi Azize Margaret’tir. Bunlardan anlaşılacağı gibi çift dinine bağlı yaşayan bir ailedir.


Batı dünyasındaki resimlerde aşk teması işlenirken bu çiftten bahsetmemek olmazdı, hadi şimdi bir diğer resmimizi inceleyelim.



Leda ve Kuğu – Peter Paul RUBENS (1598)


Yunan Mitolojisinde Aşk ve Cinselliği konu alan yüzlerce mit bulunur, sizler de takdir edersiniz ki bu mitlerden bahsedip Tanrılar Tanrısı Zeus’tan bahsetmemek olmaz. Antik Yunan’da yaratmak fiilinin temeli üremekten gelir. Üremek için de tutku ve aşk gerekir. Ama her cinsel birliktelik tutkuyu ve aşkı barındırmaz bunu da en iyi Zeus bilir elbette. Bu yüzden Zeus peşine düştüğü kişilere hoş, sempatik ve sevilesi görünmek için farklı formalara bürünmüştür. Cinsellik mitlerine baktığımız zaman Zeus’un kimi zaman altın yağmuruna kimi zaman ilgi çekici bir kartala kimi zaman da güçlü bir boğaya dönüştüğünü görebiliyoruz. Leda’nın ise buradan kuğu formundan nasibini aldığını görüyoruz. Mit’e göre Aitolia Kralının kızı Sparta Kralı Tyndareos’un karısı güzel ve çekici bir kız olan Leda bir gün derede yıkanırken Zeus bu kızcağızı görür izler ve elbette aşık olur. Kadına yaklaşabilmek için bembeyaz bir kuğuya dönüşür ve dereye bırakır kendini. Bembeyaz ve zarif görünen bu kuğu Leda’ya yaklaşır ve Leda bu kuğudan etkilenir ona doğru yaklaşır ve sarılır ve hikaye bu ya kuğu ile birlikte olur Leda. Zeus yine bildiğimiz Zeus, yine yapmıştır yapacağını ve istediği kadını elde eder. Heykel ve Resim sanatlarında çokça rastlanır bu hikayeye, Rubens’in bu eseri de Zeus ve Leda’nın bu birlikteliğini betimler. Batı resim sanatının en güçlü ve en çok tekrarlanan sapkın aşık sahnelerinden biridir Leda ve Kuğu.



Kronos ve Eros – Pierre Mignard (1694)


Son olarak Aşk kavramı üzerine en çok felsefe yapılabilecek bir eser ile karşınızdayım. Titan Kardeşlerden biri olan Zaman Tanrısı Kronos, Aşk Tanrısı Eros’un kanatlarını kesiyor. Yaramazlık yapmış küçük bir çocuk edasındaki Eros insanları birbirine aşık etmek için kullandığı oku ve yayı sol köşeye bırakmış. Kronos’un sembolü olan tırpan ve kum saati de resimde en belirgin figürler arasındadır. Beyaz saçına ve sakalına rağmen dimdik duran kanatları ve atletik bir genç edasındaki vücudu ile de Zamanın gücünü görebiliyoruz.


Bu eser bizlere “Zaman Aşk’a Galip Gelir Mi?” sorusunu sordurtuyor. Mignard’ın eserine göre aşk gelip geçici ve zamanla yok olup sönen bir duygudur.


Peki sizce, Zaman Aşk’a Galip Gelir Mi?


Her neye ya da kime olursa olsun aşk bu dünyada olan en güzel duygudur. Aşk ile kalın!..


Kaynakça:

Sadık, Celil. Batı Resminde Aşk ve Bazı Küçük Felaketler. 1. Baskı İstanbul. Epsilon yayınları. 2021

https://www.tarihlisanat.com/

https://www.mitolojisi.com/


481 görüntüleme0 yorum