• Altay

Sanki Biraz Tükendik.

Hey sen! Evet evet sen. Ne kadar tükendin?


Selamlar sevgili okurum. Bugün muhtemelen yakından bildiğin ve hatta fazlasıyla deneyimlediğin bir konu üzerinde biraz laflayacağız. ‘’Tükenmişlik Sendromu’’. Modern dünyanın ince hastalığı diyebileceğimiz bu sendrom bizi günlük yaşamımızdan alıkoymaya bir hayli yetiyor.


Bu kavram, ilk kez 1974 senesinde Herbert Freudenberger tarafından ortaya atılmış ve tıp literatürüne yerleşmiştir. Bu rahatsızlıktan mustarip kişiler, genel olarak yaptıkları eylemlerden dolayı yoğun başarısızlık hissederler. Yaptıkları aktivitelerden ve işten tatmin olamazlar. Ve gün içinde sürekli yıpranmış ve bitap düşmüş hissederler.


Yaptıkları işlerden tatmin olamayışları büyük bir kaygı durumu bırakıyor bu sendroma sahip insanlarda. Umutsuzluk ve keder de eksik olmuyor haliyle. Çünkü yaptıkları hiçbir planın olumlu bir sonuç vermeyeceğini ve hiçbir şeyin çaba harcamaya değmeyeceğini düşünürler. Bu sendromun birçok farklı sebebi olmakla birlikte, en göze çarpan sebep strestir.



Gün içerisinde enerjisiz ve güçsüz hissetmeleri sebebiyle de sosyal yaşamları da oldukça olumsuz etkilenir. Kendilerini dış dünyaya kapatarak daha iyi hissedeceklerini düşünürler. Fakat elbette bu onları daha kötü etkiler.


Bu sendromun farklı evreleri var fakat bunun çok fazla ayrıntısına girerek sizin enerjinizi çalmak istemiyorum. Toplam 4 evre var.


Sendromun ilk evresi idealistlik evresi olarak adlandırılır. Bu evrede yoğun sorumluluk altında kalan kişi, bu sorumlulukları bir şekilde yerine getirebilmek için de kendisini psikolojik ve fiziksel sınırlarını aşana kadar zorlar.


Bu da sendromun ikinci evresinin başlangıcıdır. Kişi harcadığı çabaların ve zamanın aslında boşa olduğunu ve yaptığı işlerin başlangıçtaki beklentilerini karşılamadığını hisseder. Bu evrenin devamında kişi kendisini duygusal bir buhranda bulur.


Üçüncü evrede kişi önceki aşamalarda yaşadığı olumsuz durumları asla değiştiremeyeceğini hisseder ve o zamana kadar içinde biriktirdiği tüm yorgunluk, mutsuzluk ve umutsuzluk hislerinin altında ezilir. Kişi kendisini son derece umutsuz hisseder ve artık kendisini her şeyden geri çekmeye başlar, içine kapanık bir hale gelir.


Tükenmişlik sendromunun son evresi ise apati evresi olarak adlandırılır. Kişi bu evrede artık etrafında vuku bulan olaylara karşı tepkisiz hale gelmiştir. Ne geçmişte yaşanan olaylara karşı inancını koruyabilir, ne de gelecekle ilgili herhangi bir umutlu beklentiye sahip olabilir. Bu aşamada kişinin sosyal ilişkileri ve iş hayatı büyük yara alır.



Günlük hayatın koşturmacasında hepimiz sorumluluklar altına giriyoruz. Kendini gerçekleştirme hissiyatını yaşayarak tatmin olmak istiyoruz.

Eğer yapabilirsek iş hayatına atılıyoruz ve diyoruz ki ‘oh’. Bütün o okullar kitaplar eğitimler hepsi bu iş içindi! Ama bitiyor mu? Elbette hayır.


Gelecek.


Çok mu dert ediyoruz geleceği?


Anın tadını çıkarabiliyor muyuz?


Gün geçtikçe daha çok yoruluyoruz sevgili okurum. Günümüz şartlarında hayatını idame ettirme telaşından kendimizi unutuyoruz. ‘İnsanları memnun edelim de kendimiz mutlu olmasak da olur.’ Diye düşünüyoruz. En son kendin için ne yaptın? diye sormak istiyorum sana.


Ruhuna taze bir nefes ver.


Oturup bir köşede öylece durarak ruhuna iyi gelemezsin. O düşünce zindanından kendini kurtarabilmek için harekete geçmelisin.


Tükenmek hiçe saymaktı hayatı

Boş vermekti, oluruna bırakmaktı

Üzerini örtmekti tükenmek

Küllenmiş bir aşkın

Üşüyen yanlarına su serpmekti


Tükenmek

Tanıdık yüzlerde bulabildiğin tebessümü

Kaybetmekti en sevdiğini

Günden güne erimekti

Anlamsızlığın diğer adıydı tükenmek bu kentte


İsmail Özabacı


Ben de son zamanlarda bu tükenişi yaşıyorum. Sabah yataktan kalktığımda gelecek hakkında endişelenmeye başlıyor ve bunu durduramıyorum. Yine kötü hissettiğim bir vakitte yazıyorum bu paragrafları size. Gün içinde verimli geçirmeye çalışarak, kendimi tatmin etmeye çalışarak ne çok yoruyormuşum kendimi meğer.



Şöyle bir geriye yaslandım, kahvemden bir yudum aldım. Başardığım ve başaramadığım şeyleri düşündüm. Ben aslında ilerlemeye çalıştığım yolda kilometreleri geride bırakmışım. Neden çok yükleniyorum kendime bu kadar? Mükemmeliyetçi olmamak gerekiyor bu kadar.


Her insan katilidir kendisinin.


‘’Balmoerhe – The Winter’’ dinleyerek sonuna geliyorum bu yazının. Sevgili okurum, eğer sen de yukarıda bahsi geçen durumları yaşıyorsan bil ki yalnız değilsin. Ve yine bil ki karanlıklar aydınlığa çok yakın. Sadece kendine inan.


Unutma, bu dünyada deplasmandayız.


Ne kadar tükendik? Ne kadarımız kaldı?

Her zaman olduğu gibi.


Tekrar görüşene dek.


Kendine iyi bak.


İyi ki varsın!


Sevgiler.


Altay.


Kaynakça.

Medikal Akademi

Cerrahi.com

Küçük Ağaç Psikoloji