Sinema Tutkunlarının Mutlaka İzlemesi Gereken 10 Film

Güncelleme tarihi: 31 Oca

Herkese Merhaba, ilk yazım ile karşınızdayım. Sizler için birbirinden özel ve sinema tarihi için önemli 10 filmi detaylarıyla anlattım. Umarım severek okur ve filmleri izlerken keyif alırsınız.



1. DR. CALİGARİ'NİN MUAYENEHANESİ

Bazı kaynaklara göre "ilk gerçek korku filmi" olarak adlandırılan bu filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Gerek dekoru gerek anlatım tarzıyla oldukça etkileyici ve sürükleyici bir filmdir. Dışavurumculuk anlayışının da en önemli filmlerindendir.


Filmin Yönetmeni Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden birisi olan ROBERT WIENE 'dir. Filmden kısaca bahsetmem gerekirse, bir kasabada geçen esrarengiz cinayetleri ve bu cinayet etrafında gelişen olayları anlatır. Filmin son sahnesi oldukça dikkat çekici. Spoiler olmasın diye sadece bu kadarını söylüyorum...


Film seti ve tasarımından bahsetmek istiyorum; film tamamen yağlı boya tablolardan oluşan bir yerde çekiliyor. Hikaye ile çekim yerleri çok ama çok uyumlu. Dışavurumculuğun çıkış noktası olan resim ve yine Dışavurumculuğun en önemli filmlerinden olan bu film arasındaki ilişki bence oldukça hoş.


Filmin ilk başlarında biraz sıkılmanız mümkün ama ben size kapatmamanızı öneriyorum. Çünkü ilerledikçe olaya daha fazla bağlanıyorsunuz.


2. HİROŞİMA SEVGİLİM (HIROSHIMA MON AMOUR)

ALAIN RESNAIS 'in yönettiği 1959 Fransız yapımı; romantizm ve dram filmidir. Bu film sinema tarihi için üç açıdan oldukça önemlidir. İlki, "Fransız Yeni Dalga" akımının öncü filmlerinden biridir. İkincisi, sinemasal anlatıma yeni bir soluk getirmiştir. Üçüncüsü ise, insanlık tarihinin en büyük olaylarından biri olan Hiroşima'ya atılan atom bombasını konu edinmesi.


Filmde, Japonya'ya bir film çekimi için gelen Fransız oyuncunun çekimlerde tanıştığı Japonyalı mühendis ile yaşadığı aşk anlatılıyor. Film içerisinde atom bombasının ardından insanların yaşadığı acı dolu günler de göz önüne çarpıcı karelerle gösterilir.


3. SERSERİ AŞIKLAR (A BOUT DE SOUFFLE)

JEAN-LUC GODARD 'ın yönettiği 1960 Fransız yapımı; suç ve dram filmidir. Bu film aynı zamanda "Fransız Yeni Dalga" akımının ilk örneklerindendir. Film için masum yüzlü bir kadının aslında hiç de masum olmadığı ve aşkın entrikası olarak nitelendirdiğim bir Fransız dalgası diyebilirim. Ve bence GODARD 'ın "bir film yapmak için tek ihtiyacınız olan bir silah ve bir kadındır" sözünü kanıtladığı filmdir.


Filmde teknik açıdan dikkatimi çeken bir şeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. "Elde taşınan, arriflex kamera, atlamalı kurgu, dış mekanda çekim ve gerçekçi aydınlatma sistemi" bu filmle sinemaya gelen yenilik ve gelişmelerdir.


4. 400 DARBE (THE 400 BLOWS)

FRANCOIS TRUFFAUNT 'un yönettiği 1959 yapımı dram filmidir. Filmin içeriğine geçmeden önce ismi ile ilgili bir şey belirtmek istiyorum. "400 darbe" Fransızcada "okulu kırmak" anlamında bir deyimdir. Filmde 12 yaşındaki ANTONIE isimli karakter ve ailesiyle arasında geçen problemler, okulda yaşadığı bazı zorluklar anlatılmaktadır. Mesaj doğrudan filmdeki çocuk karakter tarafından verilmiştir. Eğitim sistemi, öğretim tutumu, ilgisiz anne ve baba ve ikilemde kalan bir çocuk...


Filmin bence yoğun bir anlatımı yok, anlatılmak istenen gayet açıkça anlatılmış. Bazı film eleştirmenlerine göre; filmde TRUFFAUNT 'un kendini anlattığı filmdir. Çünkü o da zorlu bir çocukluk geçirmiştir. Ayrıca, bugüne kadar yapılmış çocuk ruhunu en iyi analiz eden film olduğu da söylenir. Enlerden pek hoşlanmam ama sinema tarihindeki en beğendiğim filmler arasına girer.


5. UCUZ ROMAN (PULP FİCTİON)

1994 yapımı Amerikan suç ve dram filmidir. Yönetmeni QUENTIN TARANTINO 'dur. Kült filmlerin başında gelir. "En İyi Film" dahil toplam 7 kategoride Oscar 'a aday gösterilmiştir. "En İyi Orijinal Senaryo" Oscar ödülünü kazanmıştır. Film kendi içerisinde üç başlığa ayrıldığı için kesin ve tek bir konuya odaklanmak mümkün değildir. Filmde farklı zaman çizgileriyle yansıtılan hikayeler film sona erdiği zaman seyircinin kafasında tam anlamıyla oturacak şekilde iyi işlenmiş. Film son saniyesine kadar sürükleyicidir.


Mafya için çalışan iki tetikçi. Birbirlerini seven ve küçük çaplı işleri yapan iki soyguncu. Son olarak ise bir boksörün hikayesi; olaylar bu karakterler arasında dönmektedir. TARANTINO, filmdeki tüm karakterleri farklı zamanlarda ve mekanlarda paralel olarak bir araya getirmiştir. Mafya yaşamından parçalar gösterilen filmde yoğun aksiyon sahnelerinin yanında diyalog da yoğundur.


6. KÜÇÜK GÜN IŞIĞIM (MY LİTTLE SUNSHINE)

2006 Yapımı dram ve komedi filmidir. Yönetmeni VALERIE FARİS ve JONATHAN DAYTON 'dur. Amerikan bağımsız sinemasının en önemli örneklerindendir. Film için bir "yolculuk hikayesi" diyebilirim. 6 aile üyesini barındıran aile, kızları OLIVE 'in güzellik yarışmasına katılıp kazanması hayaliyle Amerika'nın bir ucundan diğerine sarı bir minibüs ile yolculuğunu konu alıyor.


Filmde alışık olduğumuz ailenin ve sosyokültürel yapının çok dışında sahneler normalleştirilip sahneleniyor diyebiliriz. Örneğin; eroin kullanan dede, striptiz yapan ve ona eşlik eden aile üyeleri, eşcinsellik ve pornografik unsurlar... Filmde az da olsa Amerikan toplum eleştirisini de görmekteyiz. Farkındalık yaratma hedefi olan bir film.


Bağımsız sinema kulvarında yeni bir şey söylemiyor ve anlatmıyor belki ama benzer şeyleri de çok iyi söylüyor. Filmi izlerken yüzünüzde hafif bir tebessüm oluşmaması mümkün değil. Son olarak şunu da belirtmek istiyorum; Film Amerikan sinemasına ait değilmiş gibi gözüken WES ANDERSON filmleri tadında. Sinemaya ilgisi olanlar ve yakından takip edenler ne demek istediğimi net bir şekilde anlamıştır.


7. THE ROCKY HORROR PİCTURE SHOW

1975 yapımı LGBTQ temalı Müzikal ve Korku filmidir. Yönetmeni JIM SHARMAN 'dır. Müzikalin sinemaya ilk geçişidir diyebiliriz. En uzun süre gösterimi yapılan filmlerin başında gelir. Cinsel gelişmelere kapalı olan insanların izlemesi için önerilecek bir film bence. Konuya değinecek olursam; Bir şatoya sığınan ve burada şatonun sahibi, bilim adamı ve aynı zamanda transeksüel bir adam olan DR. FRANK FURTER ile tanışan çifti ve yaşadıklarını anlatır.


Yıla baktığımız zaman 1975 yılları toplumun kafa yapısının değiştiği yani muhafazakar kesimin tabularının yıkılmaya başlandığı yıllar. Çekildiği ve yayınlandığı dönemlere bakılınca anlatımı oldukça cesurdur. Filmde birçok farklı karakter ile karşı karşıya geleceksiniz. Müzikal diyorum ama alışılmış olan müzikallerden oldukça farklıdır. Çünkü, 70 'li yıllardaki özgürleşme hareketini filmde ciddi manada görmekteyiz. Son olarak; toplum baskısı altında kalanlar, gücü ve iktidarı yeniden eline alıyor diyebilirim.


8. FİL ADAM (THE ELEPHANT MAN)

1980 yapımı dram ve tarihi dram filmidir. Yönetmeni DAVID LYNCH 'dir. Film 1981 yılında bir ödül töreni kapsamında "En İyi Film" ödülünün de sahibi olmuştur. Öncelikle belirtmeliyim ki film gerçek bir hayat hikayesini anlatmaktadır. Bedeni ve yüzü doğuştan deformasyona uğramış olan JOHN karakteri ve başından geçen olaylar anlatılmaktadır.


Filmin dram yönü ağır basmaktadır. Sanırım hiçbir zaman insanları dış görünüşlerine göre yargılan insan topluluğu yok olmayacak. Film için "yaşanmış bir insanlık ayıbı" desek çok da yerinde olur.


Filmde en çok dikkatimi çeken replik ise "Ben bir hayvan değilim. Ben bir insanım." oldu. Oldukça derin ve etkileyici bir senaryosu var. Bana izlerken hayata dair birçok şeyi sorgulattı mesela...


9. ROMA: AÇIK ŞEHİR (ROME OPEN CITY)

1945 yapımı olan bu film, ROBERTO ROSELLINI imzalı bir savaş ve dram filmidir. Aynı zamanda Neo Realizm akımının da başyapıtlarından biri olarak adını tarihe yazdırmayı başarmıştır. Filmin belgesele yakın çok doğal bir anlatım tarzı vardır. Mussolini iktidarının ardından açık şehir yani Nazi işgalindeki Roma sokaklarındaki ekmek kuyruklarını, apartman dairelerinde - kiliselerdeki sürdürülen direnişleri anlatır.


Her dünya savaşını anlatan filmde olduğu gibi bu filmde de Nazilere karşı halk ayaklanmakta ve İtalyan ruhu devreye girmektedir. Bu tarz filmler arasındaki bu filmi önemli kılan bir noktadan da bahsetmek istiyorum. Direnişi bir takım kahramanlar üzerinden anlatmamıştır. Filmde direniş sıradan insanlar tarafından anlatılıyor ve sıradan insanların sessiz sedasız kahramanlıkları da hikayenin bir parçası oluyor. Filmi izleyeceklerin aklında kalacak en önemli kısım ise işkence sahneleri olacak bence. Çok güçlü olmamakla birlikte aslına uygun şekilde işkence görüntülerine de yer verilmiştir.


10. BİSİKLET HIRSIZLARI

1948 yapımı olan bu film, VITTORIO DE SICA imzalı bir dram filmidir. İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya'yı anlatan bir filmdir. İşsiz bir babanın güçlükle aldığı bisikleti, ailesini ve özellikle de oğlunu anlatır. İtalyan hükümetinin bir zamanlar İtalya'yı kötü anlattığı gerekçesiyle gösterimini yasakladığı bir filmdir.


Filmde savaş sefaleti çok ama çok iyi gösteriliyor. Hatta emanetçiden bisikletini almaya gittiği bir sahne var ki "offf" dedirtir insana o derece. Bu yazıda paylaştığım diğer filmler gibi bu filmi de herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Fonda müthiş müziklerle, içinizi sızlatan bir çaresizlik içerisinde Roma sokaklarında bisikletini arayan ANTONIO ve oğlu BRUNO 'yu unutamayacaksınız.


KAYNAK: www.wikipedia.org


Haftaya Pazar günü yeni yazıda buluşmak dileğiyle. Sevgiler. Sağlıklı günler!








429 görüntüleme1 yorum