UĞRUNDA DÖKÜLEN KAN, SEVDAYA DAHİL Mİ?


Trajikomiktir… ‘Siz farklı dünyaların insanlarısınız’ lafı. Hangi dünyalardan bahsediliyor, onu ben bilemem. Eğer sığamıyorsak aynı dünyaya ya da aynı dünyada olmamıza rağmen bir köşede küçücük bir yere yakıştıramıyorlarsa bizi. İşte biz o zaman farklı dünyaların insanlarıyız…


Ben size bugün ‘farklı dünyaların insanları’ temalı, bir sevda hikayesiyle geldim.



Konumumuz Muğla, Marmaris Orhaniye Köyü. Burası küçük bir köy, nüfusu yaklaşık 800 kişiden oluşuyor. Tam olarak yeşille mavinin kesiştiği huzur noktası desem abartmış olmam. Orhaniye Köyü’nü ilginç kılan dünyaca ünlü bir plaj var, Kız Kumu Plajı…


Kız Kumu efsanelere konu olmuş bir plaj. Her yıl binlerce turist ağırlıyor. Sadece deniz, kum, güneş üçlüsü ve doğal güzellikleri için değil tabii ki. Efsanelere konu olmuş bir aşk hikayesi var sonuçta. Hikayenin bir çok farklı anlatımı var ama halk tarafından aktarılan, en bilineni ve gerçekliğine inanılanından bahsedeceğim.

Antik Dönemde bölgede Bybassos Uygarlığı yaşamaktaymış. Kralın genç ve güzel kızı ile fakir bir balıkçı birbirlerine aşık olmuşlar. Şaşırdık mı? Tam bir klasik, imkansız aşk işte…


‘Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda, Sevgili’. Cemal Süreya


İki genç aşık birbirleriyle haberleşmek için değişik bir yol kullanıyorlarmış. Prenses gece geç saatlerde sahile gidip, balıkçı sevgilisine bir kandille işaret veriyormuş. Balıkçı genç, sevgilisinin nerede olduğunu bu kandil sayesinde anlayıp, sandalıyla karşı kıyıya geçiyormuş.


Günün birinde Krala bir haber gitmiş. ‘’Kızınız geceleri kumsala gidip, ışıkla yerini belli ediyor. Bir balıkçı denizden sandalıyla gelip gece gizlice kızınıza buluşuyor.’’ Bu sözleri işiten kral haliyle sinirlenmiş ve duruma el koymaya karar vermiş. Kızını askerlerine yakalatmış ve onu odaya kapatmış. Sonra askerlerine talimat vermiş. Askerler gece kızın beklediği sahile gidip tıpkı oymuş gibi ışık tutmuşlar. Işığı gören balıkçı sevinmiş ve sandalına binip yola çıkmış. Sevdiğini görmeyi bekleyen balıkçı, kralın askerleriyle karşılaşınca çok şaşırmış.



Sevgilisinin öldürüleceğini düşünen prenses saraydan kaçıp sahile gitmiş. Sevdiği adama doğru koşmaya başlayan prenses, okçuların hedefine girmiş. Aslında balıkçıyı hedefleyip atılan ok, tam iki aşık birbirine sarılacakken prensese isabet etmiş. Sevda işte, sevdiğinin uğruna ölümü göze almış… Prensesin denize attığı her adım kuma dönüşmüş. Prensesin vücuduna giren ok yüzünden akan kanı, çıkan kumları kırmızıya boyamış. Balıkçı, yaralı olan sevgilisini kucaklamış ve arkasına bile bakmadan gitmiş. Bir daha iki sevgiliden haber alınamamış…



Ne şairler yazdı sevdaya dair. Herkes kendinden bir parça buldu acıklı dizelerde. Herkestik, o dizelerden sonra biz olduk. Kimimiz gülümsedi, kimimiz ağladı. Susanlarımız belki daha fazla oldu. Aslında içlerinden çığlık attılar, koskoca dünyalarında küçücük benliklerimize yer bulamayanlar için. Çoğumuz suskunluğunu gözleriyle anlattı. Kendini, sözleriyle değil gözleriyle anlatan, gözleriyle konuşan ama anlaşılmayan. Sonra anlaşılmayanlar, çabaladı. Çabalamaya başladıkları zaman işler çığırından çıktı tabi…. Tek çare kaçmaktı. Herkesten, her şeyden kaçtılar. İşin gerçeği… Huzuru bulma adına, duygularından kaçtılar... :)


İşte, anlatamayanlara bir şiir…


‘Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.’


Orhan Veli KANIK


Ve anlayamayanlara bir şarkı…

Mabel Matiz- Gel


Kaynakça:

Marmaris Kaymakamlığı



251 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör